« Önceki |

25/3/2007

Namazın Önemi


NAMAZIN ÖNEMİYLE İLGİLİ AYETLER

 

"Ben cinleri de, insanları da bana ibadet etmekten başka, bir şey için yaratmadım. Ben onlardan bir rızık da istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum. Çünkü şüphesiz ki Allah'tır, hem rızkı veren, hem pek çetin kudret ve kuvvet sahibi olan." (ez-Zâriyât, 51/56-58)

 

"Sabırla, namazla (Allah'tan) yardım dileyin, şüphesiz bu, (Allah'a) saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir." (Bakara, 45)

 

"Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmak isterler. Halbuki o hilelerini başlarına geçirir. Namaza kalktıkları vakit de tembelce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak pek az anarlar. Onlar ikisi arasında bocalayan kararsız kimselerdir. Ne bunlara, ne de onlara (taraf) olurlar. Allah'ın şaşırttığı kimseye sen asla yol bulamazsın." (en-Nisa, 4/142-143)

 

"Herbir kişi kazandıkları karşılığında rehin alınmıştır. Ashabu'l-yemîn müstesnâ, cennetlerdedirler. Birbirlerine soru sorarlar; suçlular hakkında: 'Sizi Sakara (cehenneme) ne sürükledi?' Derler ki: 'Biz namaz kılanlardan değildik, yoksullara yedirmezdik, biz de dalanlarla birlikte dalardık. Din gününü de yalanlardık, nihayet ölüm gelip bize çattı.' Artık şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez." (el-Müddessir, 74/38-48)

 

" O kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı da dosdoğru kıl, çünkü namaz insanı hayasızlıktan ve münkerden alıkor. Allah'ı zikretmek ise elbette en büyüktür. Allah ne yaptığınızı bilir." (el-Ankebût, 29/45)

 

"O gün gerçek ortaya çıkar ve secdeye davet edilirler; o vakit güçleri yetmez. Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur. Halbuki o secdeye onlar sağ salimken davet olunuyorlardı." (Kalem, 42-43)

 

"Namaz, müminler üzerine belirli vakitlerde yazılı bir farzdır." (Nisâ, 103)

 

"Söyle iman etmiş olan kullarıma, namazı kılsınlar." (İbrahim, 31)

 

"Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse, sizin din kardeşinizdirler. biz bilen bir kavme âyetleri böyle uzun uzun açıklıyoruz." (Tevbe, 11)

 

"Namazlara dikkat edin, özellikle orta namaza... kalkın Allah için divan durun" (Bakara, 238)

 

"Bunlardan sonra ise namazı zayi eden, arzularına uyan bir kavim geldi. İşte onlar gay (cehennem) ile karşılaşacaklardır." (Meryem, 19/59)

 

"Namazı kılın, zekâtı verin, Peygamber'e itaat edin ki rahmete erdirilesiniz." (Nûr, 56)

 

"Doğrusu insan hırslı  (ve huysuz) yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır. Kendisine hayır dokundu mu (yoksullara) yardım etmez (sıkı sıkı tutar). Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır. Onlar ki, namazlarını sürekli kılarlar." (Meâric, 19-23)

 

"Mü'minler gerçekten felâh bulmuşlardır. Onlar ki namazlarında huşû içindedirler. " (el-Mu'minun, 23/1-2)

 

"Onlar gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar." (el-Bakara, 2/3)

 

"Bunlardan sonra ise namazı terkeden, arzularına uyan bir kavim geldi. İşte onlar ğay (kötü bir sonuç, cehennem) ile karşılaşacaklardır." (Meryem, 19/59)

 

"Ey iman edenler! Cuma günü için namaza çağrıda bulunulduğu vakit, Allah'ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın..." (el-Cum'a, 62/9)

 

"Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız. Başlarınıza, meshedin her iki topuğunuza kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünub iseniz yıkanıp temizleniniz..." (el-Maide, 5/6)

 

"(Bunlar) kendilerini ticaretin de, alışverişin de Allah'ı anmaktan, namazdan, zekâtı vermekten alıkoyamadığı yiğitlerdir. Onlar kalblerin ve gözlerin (dehşetten) halden hale döneceği bir günden korkarlar." (en-Nur, 24/37)

 

 

NAMAZIN ÖNEMİYLE İLGİLİ HADİSLER

 

"Kişi ile küfür arasındaki fark, namazı terketmektir." (Muslim)

 

"Bizlerle onların (münafıkların) arasındaki ahit, namazdır. Kim onu terkederse kâfir olur." (Sahihtir. Tirmizî)

 

"Hiçbir farz namazı bile bile bırakma. Çünkü kim bir farz namazı kasıtlı olarak (yani unutmak gibi meşru bir mazeret olmaksızın) bırakırsa zimmet kendisinden uzaklaşmış olur." (Sahihtir. İbn Mâce)

 

"Kendisine dikkat edene namaz, kıyamet gününde nur, delil ve kurtuluş vesilesi olur. Kim namaza dikkat etmezse, onun için ne bir nur, ne bir delil nede kurtuluş vardır. O kimse, kıyamet günü, Kârun,Firavun, Hamân ve Ubeyy b. Halef'le  birliktedir" (Sahihtir. İmam Ahmed)

 

Ebû Hureyre (R.A.)'dan, şöyle dedi: Resûlullah (S.A.V.)'in Ashabı "namaz'dan" başka hiç bir amelin terkini "küfür" olarak görmezlerdi.

 

Ömer İbnu'l-Hattab (R.A.)'dan, şöyle dedi: "Namazı terk edenin İslâm'dan nasibi yoktur."

 

Abdullah b. Mes'ûd Radıyallahu anh şu rivayet eti: Rasulullah'a: Yüce Allah hangi ameli daha çok sever? diye sordum. O da şöyle cevap verdi: "Vaktinde namaz kılmayı" (Buhârî ve Muslim)

 

"İnsanlarla Lailaheillallah deyinceye, namaz kılıncaya ve zekatı verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir." (Buhari-Muslim)

 

Çocuklarınıza yedi yaşına gelince, namaz kılmalarını emredin, on yaşına geldiklerinde -kılmadıkları takdirde- bu yüzden onları dövün." (Sahihtir. Ebu Dâvud)

 

"İşin başı İslâm, direği namaz, zirvesi de cihattır." (Tirmizî)

 

"Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, öyle namaz kılın." (Buhârî)

 

"Kim bir namazı kaçırırsa, o ailesini ve malını kaybetmiş gibidir." (Sahihu't-Terğib ve't-terhib: 576)

 

Peygamber Salallahu aleyhi vesellem Muâz'ı Radıyallahu anh Yemen'e gönderirken şöyle buyurmuştu: Onlara, Allah'ın her gün ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını bildir." (Buhârî)

 

"Beş vakit namazı, Allah kullara farz kılmıştır. Bunları yerine getirip hiçbirini kaçırmayan ve bu namazların hakını hafife almayan kimseyi Allah cennete koymaya söz vermiştir. Fakat bu namazları yerine getirmeyenler hakkında böyle bir sözü yoktur. Dilerse azap eder, dilerse onu cennete koyar" (Sahihti.r Ebû Dâvud)

 

"Büyük günah işlenmedikçe, beş vakit namaz kendi aralarında, cuma namazı diğer cumaya kadar, Ramazan öbür Ramazan'a kadar, arada işlenen günahları örterler." (Muslim)

 

"Kim emredildiği şekilde abdest alır ve emredildiği şekilde namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır." (Sahihtir. Nesâî)

 

"Hiçbir müslüman yoktur ki farz bir namazın vakti geldiğinde, o namazı güzelce abdest olarak huşû ve rükû ile kılsın da, büyük  günah işlemedikçe o namaz ondan önceki günahların kefareti olmasın. Bu, her zaman için böyledir." (Muslim)

 

"Size, Allah'ın günahları ne ile sildiğini ve dereceleri ne ile yükselttiğini bildirmemi ister misiniz?" Sahabiler: Elbette, dediler. Peygamber Salallahu aleyhi vesellem: "Güçlüklere rağmen, güzelce abdest almak, mescidlere giden adamları çoğaltmak ve namazdan sonra öbür namazı beklemek. İşte sizin Allah yolunda nöbet tutmanız budur. İşte sizin Allah yolunda nöbet tutmanız budur." (Muslim)

 

Rasûlullah'ı birşey üzdüğünde veya müslümanların başına bir musibet geldiğinde, namaz kılar ve şöyle derdi: "Bilâl! Kalk. Bizi namazla rahatlat." (Sahihtir. Ebû Dâvud)

 

Rabia b. Kâb el-Eslemî Radıyallahu anh şunu anlattı: Bir gece Rasûlullah'ın yanında kaldım. Ona abdest suyunu  ve ihtiyaç duyduğu şeyleri getirdim. Bana: "Benden bir şey iste" dedi. Ben de: Cennette seninle birlikte olmak isterim, dedim. O: "Bundan başka bir şey de olabilir" dedi. Ben: Onu istiyorum, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah Salallahu aleyhi vesellem: "O zaman çok secde etmek suretiyle bana yardımcı ol" dedi. (Muslim)

 

"Kıyamet günü, kulun ilk hesaba çekileceği şey, namazdır. Eğer o düzgün olursa, diğer amelleri de düzgün olur, şayet o bozuk olursa, diğer amelleri de bozuk olur." (Sahîhu'l-Câmi': 2537)

 

Namaz, dünyadan ayrılırken ve ölümüne sebep olan hastalığında son nefeslerini alıp verirken, Peygamber'in yaptığı son tavsiye idi. O şöyle diyordu: "Namaza ve sağ ellerinizin sahip olduklarına önem verin, onları ihmal etmeyin." (Sahihtir. İbn Mâce)

 

"İslam'ın kulpları birer birer yıkılacak, bir kulp yıkılınca, insanlar sonrakine tutunacaklar, bunların ilk yıkılanı, yönetim, sonuncusu da namazdır" (Sahihtir. İmam Ahmed)

 

"Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür." (Buhârî)

 

"Ne dersiniz? Sizden birinin kapısı önünden bir nehir aksa ve o kişi, her gün beş defa bu nehirde yıkansa, kendisinde kir diye bir şey kalır mı?" Sahabiler: Böyle birisinin bedeninde hiç kir kalmaz, dediler. Bunun üzerine Nebi Salallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Beş vakit namaz da böyledir. Yüce Allah bu namazlar sebebiyle kulun hatalarını siler." (Muslim)

 

"Kim güzel bir abdest alırsa günahları, tırnaklarının altından çıkacak şekilde, vücudundan çıkar gider." (Muslim)

 

                                             Hazırlayan: Hasan Serhat YETER

1/3/2007

Erdemli öğrencilermizin web sayfaları


16/8/2006

Türkiye'm çok uyanık olmalı


İsrail'in Lübnan'a saldırmasının ardında neler var.. Aşağıdaki haber çok dikkat çekici...
Tıklayın ve görün... http://www.blogcu.com/hasanserhat/940160/

16/8/2006

Amerika'nın ortadoğu projesi bu mu?


Haberin ayrıntıları...........
İşte hayallerindeki Ortadoğu haritası
Pentagon'un rüya haritası ve neo-conların Türkiye ve bölge üzerlerindeki emelleri.
 
 
İşte hayallerindeki Ortadoğu haritası

Neo-con'ların önde gelen isimlerinden emekli albay Ralphs Peters, Amerikan Silahlı Kuvvetler dergisindeki makalesinde Ortadoğu'da sınırların yeniden çizilmesi için çağrı yaptı

ABD'li neo-con'lar (yeni-muhafazakarlar), Beyaz Saray'ın 11 Eylül saldırısının ardından başlattığı Büyük Ortadoğu Projesi'ne yeni bir boyut getirilmesi gerektiğini dile getirmeye başladılar. Son olarak neo-con akımının önde gelen isimlerinden emekli albay Ralph Peters, "Demokrasiyi yaymak ve terörizmin kökünü kurutmak için Ortadoğu'nun sınırlarının yeniden belirlenmesi gerekiyor" çağrısında bulundu. Peters, Amerikan Silahlı Kuvvetler dergisinde yayınlanan "Kanlı Sınırlar" adlı makalesinde Beyaz Saray'a şu mesajları verdi:

Türkiye bölünsün
* Avrupalılar kendi çıkarları doğrultusunda Ortadoğu sınırlarını belirledi. Churchill'in mirası bu sınırlarda yaşayan azınlıklar, mutsuz ve umutsuzlar.

* Tarih bize, yapay sınırların her zaman istikrarsızlığa yol açtığını ve aradan binlerce yıl geçse de etnik temele dayanan sınırların tercih edildiğini gösterdi.

* Eğer sınırlar etnik köken ve din ekseninde yeniden çizilmezse bölgedeki istikrarsızlığın sonu gelmez.

Ağrı Ermenistan'a
* Bu kapsamda nüfusları 27 ila 36 milyon arasında değiştiği söylenen Kürtler bağımsız olmalı. Özgür bir Kürdistan, Bulgaristan'dan Japonya'ya uzanan coğrafyanın en Batı yanlısı ülkesi olacaktır.

* Ermenistan Ağrı Dağı'nın da bulunduğu tarihi topraklarına yeniden kavuşmalı.

* Irak'ın Sünniler ve Şiiler arasında bölünmesi gelecekteki çatışmaların önlenmesi konusunda kilit rol oynayacaktır.

* Suudi Arabistan'ın Mekke ve Medine üzerindeki hakimiyeti İslam dünyasını derinden etkiliyor. Petrol zengini Suudi Kraliyet ailesi müslümanların başına gelen en kötü şeylerden biri. Vahabiliğin Müslümanlık üzerinde etkili olmasına yol açtı.

Mekke'ye Vatikan formülü
* Mekke ve Medine Suudi kontrolünden alınmalı. Bölgenin bütün Müslüman grupları barındıran bir konsey tarafından yönetilecek bir Kutsal İslam Devleti'nin denetimine girmesi gerekiyor. Vatikan benzeri bir devlet, İslamiyet'in radikal akımlardan arındırılmasını sağlayabilir.

* İsrail'in 1967'den önceki sınırlara dönerek işgal ettiği topraklardan
çekilmesi gerekiyor.

* İran'ın kuzeyinde Azeriler'in ve güneydeki Beluclar'ın bağımsızlığının sağlanması, Tahran'da radikal yönetimlerin başa gelmesini önleyecektir.

* Suriye, Lübnan ve Ürdün'ün sınırları yeniden belirlendiğinde bu üçgendeki gerilim en alt düzeye iner.

* Ortadoğu haritası bu yönde değişmezse bölgede akan kanların arasında Amerikan kanı da olacak.

Albay Peters kimdir?
Emekli Albay Ralph Peters, eski ABD Başkanı Bill Clinton'un danışmanlığını yaptı. Strateji uzmanı olan Peters, neo-con'ların en önemli düşünce kuruluşlarından Washington Enterprise Enstitüsü'nde görev yapıyor. Peters'ın "Kanlı Sınırlar" başlıklı son makalesinin yayınlandığı Amerikan Silahlı Kuvvetler dergisi (American Armed Forces Journal) ise 1863'ten buyana yayınlanıyor. Derginin resmi sitesinde yer alan açıklamaya göre okuyucuları arasında Beyaz Saray yönetimi, ABD Savunma Bakanlığı'nın üst düzey yetkilileri, generaller ve devlet liderleri bulunuyor.

Kaynak:Vatan Gazetesi


 

Yazının orjinal metni 

 

 International borders are never completely just. But the degree of injustice they inflict upon those whom frontiers force together or separate makes an enormous difference — often the difference between freedom and oppression, tolerance and atrocity, the rule of law and terrorism, or even peace and war.

The most arbitrary and distorted borders in the world are in Africa and the Middle East. Drawn by self-interested Europeans (who have had sufficient trouble defining their own frontiers), Africa's borders continue to provoke the deaths of millions of local inhabitants. But the unjust borders in the Middle East — to borrow from Churchill — generate more trouble than can be consumed locally.

While the Middle East has far more problems than dysfunctional borders alone — from cultural stagnation through scandalous inequality to deadly religious extremism — the greatest taboo in striving to understand the region's comprehensive failure isn't Islam but the awful-but-sacrosanct international boundaries worshipped by our own diplomats.

 Of course, no adjustment of borders, however draconian, could make every minority in the Middle East happy. In some instances, ethnic and religious groups live intermingled and have intermarried. Elsewhere, reunions based on blood or belief might not prove quite as joyous as their current proponents expect. The boundaries projected in the maps accompanying this article redress the wrongs suffered by the most significant "cheated" population groups, such as the Kurds, Baluch and Arab Shia, but still fail to account adequately for Middle Eastern Christians, Bahais, Ismailis, Naqshbandis and many another numerically lesser minorities. And one haunting wrong can never be redressed with a reward of territory: the genocide perpetrated against the Armenians by the dying Ottoman Empire.

Yet, for all the injustices the borders re-imagined here leave unaddressed, without such major boundary revisions, we shall never see a more peaceful Middle East.

Even those who abhor the topic of altering borders would be well-served to engage in an exercise that attempts to conceive a fairer, if still imperfect, amendment of national boundaries between the Bosporus and the Indus. Accepting that international statecraft has never developed effective tools — short of war — for readjusting faulty borders, a mental effort to grasp the Middle East's "organic" frontiers nonetheless helps us understand the extent of the difficulties we face and will continue to face. We are dealing with colossal, man-made deformities that will not stop generating hatred and violence until they are corrected.

As for those who refuse to "think the unthinkable," declaring that boundaries must not change and that's that, it pays to remember that boundaries have never stopped changing through the centuries. Borders have never been static, and many frontiers, from Congo through Kosovo to the Caucasus, are changing even now (as ambassadors and special representatives avert their eyes to study the shine on their wingtips).

Oh, and one other dirty little secret from 5,000 years of history: Ethnic cleansing works.

Begin with the border issue most sensitive to American readers: For Israel to have any hope of living in reasonable peace with its neighbors, it will have to return to its pre-1967 borders — with essential local adjustments for legitimate security concerns. But the issue of the territories surrounding Jerusalem, a city stained with thousands of years of blood, may prove intractable beyond our lifetimes. Where all parties have turned their god into a real-estate tycoon, literal turf battles have a tenacity unrivaled by mere greed for oil wealth or ethnic squabbles. So let us set aside this single overstudied issue and turn to those that are studiously ignored.

The most glaring injustice in the notoriously unjust lands between the Balkan Mountains and the Himalayas is the absence of an independent Kurdish state. There are between 27 million and 36 million Kurds living in contiguous regions in the Middle East (the figures are imprecise because no state has ever allowed an honest census). Greater than the population of present-day Iraq, even the lower figure makes the Kurds the world's largest ethnic group without a state of its own. Worse, Kurds have been oppressed by every government controlling the hills and mountains where they've lived since Xenophon's day.

The U.S. and its coalition partners missed a glorious chance to begin to correct this injustice after Baghdad's fall. A Frankenstein's monster of a state sewn together from ill-fitting parts, Iraq should have been divided into three smaller states immediately. We failed from cowardice and lack of vision, bullying Iraq's Kurds into supporting the new Iraqi government — which they do wistfully as a quid pro quo for our good will. But were a free plebiscite to be held, make no mistake: Nearly 100 percent of Iraq's Kurds would vote for independence.

As would the long-suffering Kurds of Turkey, who have endured decades of violent military oppression and a decades-long demotion to "mountain Turks" in an effort to eradicate their identity. While the Kurdish plight at Ankara's hands has eased somewhat over the past decade, the repression recently intensified again and the eastern fifth of Turkey should be viewed as occupied territory. As for the Kurds of Syria and Iran, they, too, would rush to join an independent Kurdistan if they could. The refusal by the world's legitimate democracies to champion Kurdish independence is a human-rights sin of omission far worse than the clumsy, minor sins of commission that routinely excite our media. And by the way: A Free Kurdistan, stretching from Diyarbakir through Tabriz, would be the most pro-Western state between Bulgaria and Japan.

A just alignment in the region would leave Iraq's three Sunni-majority provinces as a truncated state that might eventually choose to unify with a Syria that loses its littoral to a Mediterranean-oriented Greater Lebanon: Phoenecia reborn. The Shia south of old Iraq would form the basis of an Arab Shia State rimming much of the Persian Gulf. Jordan would retain its current territory, with some southward expansion at Saudi expense. For its part, the unnatural state of Saudi Arabia would suffer as great a dismantling as Pakistan.

A root cause of the broad stagnation in the Muslim world is the Saudi royal family's treatment of Mecca and Medina as their fiefdom. With Islam's holiest shrines under the police-state control of one of the world's most bigoted and oppressive regimes — a regime that commands vast, unearned oil wealth — the Saudis have been able to project their Wahhabi vision of a disciplinarian, intolerant faith far beyond their borders. The rise of the Saudis to wealth and, consequently, influence has been the worst thing to happen to the Muslim world as a whole since the time of the Prophet, and the worst thing to happen to Arabs since the Ottoman (if not the Mongol) conquest.

While non-Muslims could not effect a change in the control of Islam's holy cities, imagine how much healthier the Muslim world might become were Mecca and Medina ruled by a rotating council representative of the world's major Muslim schools and movements in an Islamic Sacred State — a sort of Muslim super-Vatican — where the future of a great faith might be debated rather than merely decreed. True justice — which we might not like — would also give Saudi Arabia's coastal oil fields to the Shia Arabs who populate that subregion, while a southeastern quadrant would go to Yemen. Confined to a rump Saudi Homelands Independent Territory around Riyadh, the House of Saud would be capable of far less mischief toward Islam and the world.

Iran, a state with madcap boundaries, would lose a great deal of territory to Unified Azerbaijan, Free Kurdistan, the Arab Shia State and Free Baluchistan, but would gain the provinces around Herat in today's Afghanistan — a region with a historical and linguistic affinity for Persia. Iran would, in effect, become an ethnic Persian state again, with the most difficult question being whether or not it should keep the port of Bandar Abbas or surrender it to the Arab Shia State.

What Afghanistan would lose to Persia in the west, it would gain in the east, as Pakistan's Northwest Frontier tribes would be reunited with their Afghan brethren (the point of this exercise is not to draw maps as we would like them but as local populations would prefer them). Pakistan, another unnatural state, would also lose its Baluch territory to Free Baluchistan. The remaining "natural" Pakistan would lie entirely east of the Indus, except for a westward spur near Karachi.

The city-states of the United Arab Emirates would have a mixed fate — as they probably will in reality. Some might be incorporated in the Arab Shia State ringing much of the Persian Gulf (a state more likely to evolve as a counterbalance to, rather than an ally of, Persian Iran). Since all puritanical cultures are hypocritical, Dubai, of necessity, would be allowed to retain its playground status for rich debauchees. Kuwait would remain within its current borders, as would Oman.

In each case, this hypothetical redrawing of boundaries reflects ethnic affinities and religious communalism — in some cases, both. Of course, if we could wave a magic wand and amend the borders under discussion, we would certainly prefer to do so selectively. Yet, studying the revised map, in contrast to the map illustrating today's boundaries, offers some sense of the great wrongs borders drawn by Frenchmen and Englishmen in the 20th century did to a region struggling to emerge from the humiliations and defeats of the 19th century.

Correcting borders to reflect the will of the people may be impossible. For now. But given time — and the inevitable attendant bloodshed — new and natural borders will emerge. Babylon has fallen more than once.

Meanwhile, our men and women in uniform will continue to fight for security from terrorism, for the prospect of democracy and for access to oil supplies in a region that is destined to fight itself. The current human divisions and forced unions between Ankara and Karachi, taken together with the region's self-inflicted woes, form as perfect a breeding ground for religious extremism, a culture of blame and the recruitment of terrorists as anyone could design. Where men and women look ruefully at their borders, they look enthusiastically for enemies.

From the world's oversupply of terrorists to its paucity of energy supplies, the current deformations of the Middle East promise a worsening, not an improving, situation. In a region where only the worst aspects of nationalism ever took hold and where the most debased aspects of religion threaten to dominate a disappointed faith, the U.S., its allies and, above all, our armed forces can look for crises without end. While Iraq may provide a counterexample of hope — if we do not quit its soil prematurely — the rest of this vast region offers worsening problems on almost every front.

If the borders of the greater Middle East cannot be amended to reflect the natural ties of blood and faith, we may take it as an article of faith that a portion of the bloodshed in the region will continue to be our own.

• • •

WHO WINS, WHO LOSES

•  Winners —

Afghanistan
Arab Shia State
Armenia
Azerbaijan
Free Baluchistan
Free Kurdistan
Iran
Islamic Sacred State
Jordan
Lebanon
Yemen

Losers —
Afghanistan
Iran
Iraq
Israel
Kuwait
Pakistan
Qatar
Saudi Arabia
Syria
Turkey
United Arab Emirates
West Bank

Kaynak: netpano.com  -  - 07 Temmuz 2006 Cuma - 00:00:00


Yazıyı orjinal kaynağından okumak ve resmi görmek için aşağıdaki linke tıklayınız.

http://www.armedforcesjournal.com/2006/06/1833899


ŞİMDİ ŞUNLARI DÜŞÜNELİM VE KARAR VERELİM

  • Bu yazı ve beraberindeki harita, İsrail'in Lübnana'a saldırmasından bir ay önce yayınlandı..
  • Haritayı incelemişseniz ve yayınlayan kuruluşun amerikadaki saygınlığını biliyorsanız Türkiye olarak çok uyanık olmamız gerektiğini görmüşsünüzdür.... 
  • Batı ve amerika kendi içinde bütünleşmeye gayret ederken müslümanları ise bölerek zayıf düşürmeye çalışıyor. Niye amerika kendisi için veya batı ülkeleri için böyle bir harita yayınlamıyor düşünmek gerekir. Amerikada da birbirinden farklı onlarca farklı millet ve bölge var.... Ayrıca Türkiyedeki subaylar amerika için böyle haritalar yaparlar mı acaba? Veya onlar Türkiye'nin çağdaşlık yolunda ilerlemesi için sadece iç meseleleri (?) için mi uğraşırlar..
  • Kürt kardeşlerimiz ya yukarıda bahsedilen oyuna gelerek yıllar sürecek bir savaşın içine girecek, - ki ben bunda başarı göstereceklerine inanmıyorum - binlerce masum müslüman kanı dökülecek ve Türkiye'yi zayıf düşürecekler, ki böylece batının istediği olacak; ya da müslümanların Allah'ın emrettiği şekilde tek bir millet olma hususundaki emirlerine dikkat edecekler, hem kendileri rahat edecek hem de ülkemizdeki müslümanlar rahat edecek ve Türkiye kuvvetlenecek... Hangisi daha tercihe şayan?...

10/8/2006

Depremin ardından,

Deprem deyince ilk akla gelen yıkıntı oluyor hemencecik. Çünkü deprem hem maddi hem manevi yıkılmaları ortaya çıkarıyor. Depremin henüz tespit edilmeyen birçok sebebi var ama bunların içinde Allah’ın takdiri  ve uyarması en ağır basanı. Gerçekten depremin ardından insan küçüklüğünü anlıyor o yüceler yücesi karşısında. O ilerlemiş teknolojisine rağmen insan, hala bir tabiata bile hükmedemediğinin farkına varıyor, o ıssız bucaksız uzay boşluğunda. Gerçekler karşısında insan, sadece birkaç gün sessiz kalabiliyor. Sonra, yine ben herşeyi yapabilirim deyip çıkıveriyor işlerin içinden.

Ben, hayatımda beni etkileyen iki deprem yaşadım. Biri ben ortaaokulu dışardan bitirirken memleketim olan Honaz’da meydana gelmişti. Diğeri de yaklaşık 10 yıl sonra 17 Ağustos’ta İstanbul’da. Gerçeklerden kaçılmaz biliyorum, özellikle de hayatın gerçeklerinden. Bu deprem zannediyorum ve diliyorum ki birçok şeyler öğretti bana ve benim gibi olanlara. Yıkıntılar depremle ortaya çıkıp ortaya yayılıverdi. Devletin tedbirsizliği ve umarsamazlığı en çok dikkati çeken şey oldu belki. Devletimiz organizetör olabilseydi, yardımlarımız daha iyi iletilemez miydi diyorlardı bizzat insanlarımız. Ama olan olmuştu artık. Olayın sorumlularını mütaahhitlerde aramak gibi birşeydi bu. Mütaahhit suçluydu ama onun kadar imar yetkileri veren âmir ve binaları yapan usta da suçlu değilmiydi. İşte, sistemimin yıkıntıları ve eksiklikleriydi bunlar  ve bunlar deprem ile ortaya çıkmıştı. İnsanların deprem olduktan hemen sonra muhtaç oldukları kurtarma ekipleri, başka ülkelerden geliyordu fakat iş işten geçtikten sonra. Bizim ekiplerimiz neden olmaz diye düşünüyor insan…

Depremin yıkıntıları arasında gezinirken Gölcük’te, ölü kokularından kaçmak istiyorsunuz. Onlarda, birkaç güne kadar bizim gibi birer insandılar aslında. Ama öleceklerini düşünememişlerdi o gün biliyorum. Peki ama biz şu anda ölebileceğimizi düşünebiliyormuyuz. Belki cevabımız evet olabilir teori bazında fakat gerçeklerden kaçmak isteyen nefsimizin hoş sesine kulak veririz nedense. Ölümü çokça hatırlatmak korkutur bizi. Bunun sebebini merak edersek, ölüme şu an için hazır olmadığımız sonucunu bulabiliriz herhalde.

Ölenlerin halini ve ahireti hep merak ediyorum. Niye bize sessiz sessiz bakıyorlar kabirler. Birileri çıksa da sizler gaflettesiniz diye bağırsa diye düşünüyorum. Ne yaptıklarınıza bakın, bizde yaşadık bu dünyada biz ne bıraktık demelerini… Veya Allah’ın açıkça görülüp ben size ne söylüyorum sizler ne yapıyorsunuz demesini mi bekliyoruz? Bilmiyorum. Açıkçası ben depremle bile uykudan uyanamadım ama korkuyorum. Neden mi? Bir İstanbul depremiyle o uyarı geldiğinde acaba ben hala yaşıyor olacak mıyım? Yaşasam bile artık tehlike geçti mi diyeceğim yoksa? Bilemiyorum. Kendime çok kızıyorum ama uyarılar bile sadece bir nebze etkiliyor beni. Bir vakit sonra hep büyük idealler kurup onların nasıl olacağını tayin ediyorum. Bir şöyle boş vakit bulsam ve bu idealleri gerçekleştirmeye başlasam diye geçiriyorum içimden. Ama ne yazık ki bu hayat benim tasarladığım gibi ilerlemiyor. Hep ideal olanlar kalıyor yarınlara. Ama biliyorum ki ben istersen çok şeyler yapabilirim, İslam âleminin menfaatine olabilecek. İstersem, çocuken hedeflediğim gibi İslâm’ın nasıl yaşandığını etrafına sunan bir insan olabilirim. Ne zaman olacak bunlar. Artık olgun, saygıdeğer birisi bile olduğum halde niye harekete başlayamıyorum. İşte bu hareketi merak ediyorum. Vakitler ilerledikçe ümidimde de bir kırılma oluyor artık. Ya ben şu anda olan benim, ya da idealimde olan. Çok kötü biri olmadığımı biliyorum şu anda bile ama bu beni yine de sıkıyor. Ben bu değilim. İnsanlara güzellikler ulaşmalı artık. Ama ne zaman, ne zaman ey ben? Yoksa, bu dünyadan göçtüğünde mi uyanacaksın! Sadece birşey var ki bilebildiğim, o da bunun olup olmayacağını ve ne zaman ne şekilde olacağını bilemediğimin farkında olmam. Hayırlısını nasib et yarab!

                                                                                              17- 10- 1999 İstanbul